Türkü üstüne Mektup

Merhabalar

Sessiz bir Narlıdere akşamı. Nedenini anlamış değilim. Diğer zamanlarda, evimizin diğer apartmanlarına bakan yönünde komşularıyla konuşan, çocuklarına bağıran, iş dönüşü rastladığı eski dostuna şakalar yapan insan sesleri duyardım. Hatta zaman zaman horoz öter, eşek bile anırırdı. Saatlerin ayarlanmasından mıdır, nedir; insanlar da, hayvanlar da erkenden girdiler evlerine.

Bulunduğumuz yer "Yeniköy" diye bilinen bir göçmen köyü imiş. Termal suya çok yakın olması nedeniyle değerlenip -bu nasıl bir değerse- çok katlı ve birbirinin önünü kapatan beton bloklarla dolu bir yere dönüşmüş. Ben üç yıldır burada, zorunlu ve zavallı bir kiracı olarak yaşıyorum (!)

Evde de çoğunlukla yalnız olduğum halde bugün yalnızlığımın daha bir farkındayım. Baksanıza size de yansıttım.

Türkülere geçersek bu yalnızlık biter mi?

Söz verdiğim gibi Urfa ve Kerkük türkülerinden söz etsek… Olur mu?

Ezgileri, kullanılan çalgıları, ses kullanımı ile ayrılırlar diğerlerinden.Tar,ud,,keman bağlamanın yanında yer alır. Abdurrahman Kızılay’dan, Kazancı Bedih’ den  yöre tarzının en iyi örneklerini dinleyebiliriz. Onlar” Urfalı" diye bildiğimiz türkücülerden değildir. Mehmet Özbek’in yöre müziğine emeğini de bilmek gerekir.

Örneğimiz şu türkü olsun: -Ben çok severim.- Hatta bir zamanlar," Öldüğümde ardımdan çalınsın" derdim. Şimdi büyük bir konser bekliyorum. Senfoni orkestrası çalacak, tulum, kabak kemane, bağlama solo yapacak , repertuarı henüz oturtamadım. Sürekli değişiyor (!)

"Altın hızma mülayim /Seni haktan dileyim

Yaz günü, Temmuz ayda/ Sen terle, ben sileyim"

Hele  araya bir hoyrat koyarsan; ”Baba bugün…”diye başlayan…ooof of

Hoyratı bilirsiniz. Halk şiirinden…Cinaslı uyakla yazılmışlardır. İç ve Doğu Anadolu' da bozlak, Ege'de gurbet havası, Karadeniz'de yol havası ne ise Kerkük türkülerinde de hoyrat odur, bir yürekten çıkar, sonra başka yürekleri dağlar.

Dinleyeceğimiz ikinci türkü de, Urfa'dan, Mahmut Güzelgöz' den alınan bir türkü olsun.

"Alaydım elin elime"

Bunu da Mehmet Özbek'ten dinleyelim.

"Hiç olmazsa genel kültür olsun" dediniz diye yazıyorum ama buna gereksiniminiz olduğuna da inanasım gelmiyor. Sizin, zaten bildiğiniz şeyleri tekrar ediyorum sanki. Aslında aşağıdaki sorunuzda halk müziğine karşı kibrinizi cahilmiş gibi örtmeye çalıştığınızı da düşünüyorum.

"Halk müziğinde ne arıyorum, arayıp bulamadığım ne?" diyorsunuz. Niçin arıyorsunuz ki? Halk şiirini bilen, halkı bilen birisi olarak şimdiye değin rastlamışsınızdır aradığınıza. Boşuna aramayın, sizin aradığınız yoktur orada. Ya da siz onu çoktan bulmuşsunuzdur. Belki sizin ölçütleriniz, -evrensel müziği anlayan dinleyen biri olarak-büyük gelebilir halk müziğine. Halk müziği alçakgönüllü bir bakışla dinlenebilir. "alçakgönüllü" için özür diliyorum, başka bir sözcük bulamadım.

(Aşağıdaki bölüm sizin sorunuza yanıt değil, sadece bir paylaşım)

Anadolu' da bir eve yemeğe gidersiniz. Önce bir bulgur çorbası içersiniz. Ardından bulgur pilavı yersiniz. Tatlı yerine yine buğdaydan yapılmış un ya da irmikten bir helva... Farklı olarak ya yoğurt, nadiren et." Neden böyle, hepsi nişastalı, sağlıklı beslenmek için şunlar da olmalı, şöyle pişirmeliydin" diyemezsiniz. Sofra çok içten, var olanlarla hazırlanmıştır. Türküler de böyledir, " var" ları o kadardır. Üstelik o kadarını sunmak için ne sancılar çekilmiştir.

Bir besteci bir eseri yaratırken kim bilir kaç kez yapıp bozar, kaç kez yırtıp atar, tekrar yazar. Türküler böyle değildir. Söz ağızdan çıkmıştır. Varacağı yere varmıştır. Hasan Dağı'nda ağlatan türkü, Ankara'da oynatabilir. Ben ağlatan türküleri severim. Kısıtlı söz dağarcıklarından öyle iki söz eder ki; sizi can evinizden vurur. Ezgi de sözün geldiği yerden, yürekten gelmişse -gelmediği de olur- tamamdır.

"Karşı bağda sıra sıra bademler

Otursun ağlasın yari gidenler,

Ne sen bana doydun ne de ben sana

Kör olsun gurbeti icat edenler"

Öyle bir ezgisi vardır ki; notaları ses aralıkları çok kolaydır; ancak sözün geldiği yerden gelmiştir. Siz buradan kim bilir kaç öykü çıkarırsınız. Ben de kendi öykümü..

.

Ne dinlediğime gelince…

Türküleri ben de kayıtsız- koşulsuz dinlemiyorum. Örneğin, halay türkülerini dinlemeyi değil onlarda oynamayı seviyorum. Kırık havaların çoğunu da… Türküleri tavrıyla söyleyenlerden dinlemeyi yeğliyorum. Benim gözdelerim hüzünlü türkülerdir… Neden diye sorsanız, iyi anlatamamaktan korkarım…

En iyisi bu mektubu burada bitirmek… Belki de bitirdiğimde siz çoktan yattınız.

Öyleyse eğer, güzel bir güne yeniden merhaba diyelim...

                                                                                                                    Nermin. 2008