Ma(Halle(Rİ)

 

Meskun mahal.

Nedir mahalle denen?

Söylemesi, ses tellerine sıvaz.

Tuğla,taş,ağaç ve et, kan, kemik, biriket yığınlarıyla şehir popülasyonunun en tepesinde bağdaşını kurmuş, oturmuş… "Yapan ve yıkan -ki onlardır " allame-i cihan, insandır temel öğesi.

Ve dahi…

Kentsel ve sosyal serüveninde mahalle hiçbir zaman özneden bağımsız olmadı olamazdı ve bu durum işçi mahallesi, göçmen mahallesi, gecekondu mahallesi, varoş mahallesi, kenar mahalle, karşı mahalle gibi toplumsal incelemelere de konu olan çeşitli ‘sıfat’larla tanımlandı, tanımlanmaya da devam ediyor.

Geleneksel mahallenin yok olduğundan konuşulur çoğu zaman…Bu konuşmalarda mazide kalan ve idealize edilmiş mahalle ortamına ithaf edilen değerler, semboller ve ritüeller hatırlanır/hatırlatılır. Bu hatırlama/hatırlatma sürecinde geçmişten seçilen mahalli nitelikler, özgünlükler, ahlaki ve kültürel değerler, sosyal ve ekonomik semboller, toplumsal gerçekliğin bileşenleri olarak mahalle ile özdeşleştirilir. Özdeşleştirilen tüm süreçler, bugünden bakıldığında mahalleyi geçmişe ait ve nostaljik değere sahip aranılan şey mertebesine çıkarır. Dolayısıyla günümüzün toplumsal belleğinde de geleneksel mahalle imgesi canlılığını korumaya devam eder, ben de olduğu gibi…

Kendimden yola çıktığımda kokudur bende, tat, renk, tensel temasın bıraktığı hissiyat ve sestir mahalle… Sevindiricidir ki duyduğum seslerin teknolojik açıdan tek versiyonu at arabası tekeri sesidir ve biley taşı… Sesler ve kokulardan, tenin ezberinden, dünyayı görebildiğim beden pencerem gözlerimden gözlemlediğim dünya tutkularımı beslerdi, fikir dünyamı ve heveslerimi...

Burada mim koyup söze,tarif ederim ki;

Ehlileştirildiğinden bu yana buğday başakları var olageldi mahalle denen çok bilinenli bu denklem. Evet çok bilinenli diyorum zira, azdır bilinip kulaktan kulağa oynar gibi aktarılmayan girintisi ve çıkıntısı. Haniyse şiir gibi, oldukça kafiyeli ve bir vodvil gibi müzikallimsi bir ritmi vardır Duymuşsunuzdur eminim. Hayatların müstakil şekillendiği yılların ve meskenlerin behrinde, sulanan kapı önleri ve avluların, süresi karmaşık aralıklarla topukları yere vuran nalınların ve kumru seslerine karışan yaz günü öğle sonralarında...

Guguuuuk, guk guguuuk guk…

Kısa ve kesik kesik duyulan ahenkli bu çağrı, değirmelerini terli enselerinde tutturmuş geniş sineleriyle teyzelerin hassas teleklerine vururdu. Ve az sonra seslere eşlik eden,  alüminyum ya da mavi emaye çaydanlıklarda, tam deminde çayın kokusunu çekebilirdiniz içinize. Henüz sulanmış avlulardan yükselen tuz ve yosun kokulu nemin ılıklığında yudumlanan çaylar, tenlerin hararetini söndürürdü.

Demem o ki, duyularınızın bilendiği bileyi taşlarıydı mahalleniz. Oradan imgeleminize yer eden sesler, kokular ve tatların beslediği hayal gücünüzle rengarenk büyürdünüz.

Taşı görebilirdiniz, tuğlayı da ve çiçekleri, ağaçları, çiçek açan meyve ağaçlarını da hatta. Hangi ağacın hangi meyveyi verdiğini bilirdiniz zira, dalından meyvesini koparmışlığınız belki de izinsiz dalından koparıp kaçmışlığınız illaki illa olurdu.

Şose yolunda mahallenizin ki benim mahallem öyleydi; yağmur yağdığında toprağın bende yeme arzusu uyandıran muhteşem kokusunu öğrenirdiniz. Dibek taşları da aynı toprak gibi kokardı yağmur sonrasında, Burnumu dayayıp koklamışlığımdan bilirim.

Mahallemin hey gidi yekpare yontma taşı!

Kışın kiremitlerden sarkan buz saçaklarıyla ve serildiğinde korkulukvari donan çamaşırlardan bilirdiniz ne menem bir mevsim olduğunu. Soba başına varıp, dizlerinizin üzerine aldığınız deftere ödevinizi yaparken, kalem kavrayan sağ elinizin kanayan çatlaklarından bir de. Yanakların al ve çatlak, pürüzlü haliyle kavruk çehreniz de anlatırdı kışın acıttığını. Yani mevsimlerin mevsimliğini yaşardınız mevsim boyunca.  Zamanında, kararında, beklendiği gibi...

Yani, evler zaten avluya açılırdı, avlular bahçelere, bahçeler birden bire sokağa, henüz kapitalizmin insanları ve evleri üst üste dizmediği zamanlarda mahalleniz, toprağı, ağacı, çiçeği, havayı, suyu yaşamanızı sağlardı, her mevsimi ayrı ayrı.

Malların ve reklamların baskısında olmayan zamanların mahallelerinde her avluda benzer şartlarda devinirdi hayat. Para olsa limon yok, limon olsa para yok.  Bir biçimde yokluk eşitlerdi mahalleliyi. Ha bir de karaborsa tabi. Üç aşağı beş yukarı herkes aynı biçimde yaşardı hayatı.

Dünyanın hala çok büyük olduğunun düşünüldüğü zamanların çocukları, böylesi küçük mahallelerin evlerinde büyürlerdi.  

Yani, evler zaten avluya açılırdı, avlular bahçelere, bahçeler birden bire sokağa derken tavanı olmayan büyücek bir evde yaşar gibi zamanın içinden göç vermeden geçilirdi. Herkes herkesin birçok anına tanıklık ettiğinden, ‘’biz senin naylon terlikli, sümüklü hallerini biliriz, der gibi bakışıyla öz güveninizi yerle bir ederken. Bu mayınvari yakınlıkları ‘’o bizim maallenin çocuğu’’ sözünü duymanızla  saman alevinizi söndüren etkiye bırakırdı kendini. Bu kızgınlıktır ki geçmişinizi bugününüzle ayıran karikatürize bir çizgidir.  Gülümseten, acıtan. ‘’Bizim zamanımızda’’ diye başlayan cümlelerin mekanı mahalleniz, artık sizin hayat dersleri verdiğiniz, geçmiş günleri güzellediğiniz bir workshop atölyesine dönüşmüştür zamanla. Mekanlar, insanlar ve yaşama koşullarının, insanlar üzerindeki etkisinin, zaman içinde nasılda değiştiğinin değil de aslında, etkiye yüklediğiniz anlamın değiştiğinin farkına vardığınızı fark edersiniz. Kimilerimiz bir anda ansızın, kimilerimiz zaman içerisinde yavaş yavaş ama illa.

Geleneksel mahallenin, yetiştiren, öğreten ve bunu çaktırmadan usul usul yapan tedrisatı, insanları farkında olmadan bir parça hayata hazırlardı. Yan yana yaşamak,  insani ve sosyal becerileri geliştirirken, oysa üst üste yaşamak, birbirinden yalıtılmış bireylerin yalnızlık duygusunu pekiştiriyor gibidir sanki. Artık belli bir yaş aralığının hafızasında nostaljik bir figür haline dönüşen mahalle, kentlerin karakterini oluşturduğu dönemlerden uzak, güvenliği ve yüksek duvarlarıyla bina kümelerinin uydu haritalarında bulunmasına yarayan  kimliksiz bir imdir sadec

 

                                                                                                    2020 İZMİR

                                                                                                    Zuhal Yalçın

IMG-20200720-WA0010