• Facebook
  • Twitter
  • Instagram

GECEDEN SONRAKİ RENK

Her yıl çocukluğunun geçtiği kasabaya gelirdi. Geldiğinde teyzesinin evinde kalırdı. Teyzesi yıllar önce onlarla kasabaya gelmiş, evlenip kalmıştı.

Birlikte kemer odalı eve geçtiler. Nasıl da severdi demir karyolada, işlemeli yastıklarda yatmayı. Eniştesinin seferde olduğu zamanlarda misafir diye orada yatırırdı teyzesi. Yastıkların birisinde üzüm yiyen bir kuş işliydi. Ötekinin ortasında leylek, yuvasında, tek ayağının üstünde dururdu. Kıyamazdı kuşların üzerine kafasını koymaya da, yastığını ters çevirir öyle yatardı. Yine öyle yaptı, sonra yaptığına güldü. Teyzesi “ İyi geceler” derken onun güldüğünü görmedi.

Yattı. Eskiden yaptığı gibi tavandaki kemer taşlarını saymaya başladı. Sonra kemer sıralarını… Sayıları çarptı. “63” dedi;  kendi duyacağı kadar. Eskiden de altmış üçtü.  “ Rumlar, iyi ustalarmış” diye düşündü. Çocukken taşların nasıl olup ta düşmediğini hiç anlamamıştı. Kaç kez kapının önündeki taşlarla ev yapmayı denemişti de her defasında yıkılmıştı.

Düşünürken uykusu kaçtı. Duvar tarafına dönse uyur muydu. Böyle de boğulur gibi oluyordu.  Pencere tarafına döndü. Uyku çiçeği yapraklarını çoktan kapamıştı. “Öyleyse birazdan Ay çıkar” dedi. Ardından “ Ne ilgisi var” diye küçümsedi düşüncesini.

 Ay’ın çıkmasını beklemeye başladı. Demir karyolayı, yastıklardaki kuşları sevdiğini unuttu. Yastıkları çevirdi, yorganı üstünden attı, olmadı. Dün Ay’ın nerede olduğunu anımsamaya çalıştı. Dışarıya çıkıp çıkmadığını, gökyüzüne bakıp bakmadığını sordu kendine, yanıtlayamadı. Kızdı. “ Yaşadığının bile farkında değilsin Kadir!” dedi.

Kalktı, pencereye gitti. Uyku çiçeğinin yanına oturdu.” Hadi, uykundan biraz da bana ver” dedi. Kalın duvarların arasındaki bu evcik alanında Recep’le üç taş oynarlardı çocukken. Bazen de sokaktan geçenlere camı tıklatır, ardından kıkırdayıp saklanırlardı.  Bacaklarını kırarak pencere duvarına yaslandı. “Sen de, ben de epeyce büyümüşüz” dedi uyku çiçeğine… “Recep olsa hiç sığamayacaktık”…

Uyku çiçeğiyle birlikte Ay’ı beklediler gece boyu. Uyku çiçeği Ay çıkmasın istedi, Kadir çıksın…

Kadir uyandığında eli çiçeğe değdi. Yaprakları açılmış çiçekleri pembe pembeydi. Camdan dışarıya baktı, gün çoktan başlamıştı. Yaklaşan ayak seslerini bekledi. Eğildi gelenleri görmek için. Beş altı kişilik bir grup sessiz ve hızlı adımlarla sedyede birini taşıyorlardı. Üzerine örtülmüş battaniyenin altından yatanın ayakları görünüyordu.  “Yazık!” dedi.

Teyzesi kalkmış olmalıydı.  Yeni pişmiş ekmek kokuları odasına kadar geliyordu.

 “ Günaydın teyzem… Bakıyorum hala tepsi ekmeği yapılıyor.”

 Ne yapayım Kadır’im. Fırının kemer damı göçmüş, Ekmekçi Recep ölmüş be yavrum…!

“Aah “,dedi. “Ayaklarını gördüm...Sarıydılar…”

 

                                                                                                  Karşıyaka   17/ 11 /2019