Bilebilme Üzerine

En tiz kederin çifte suyuna versem, hançeremde acıyan nefesi,

Kınından çektiğimde avaz avaz,  yarsam göğün karnını.

Dağılır mı kirpiklerime asılı duran gölge oyunu.

Ve ağlasa üzerime, sulu sepken, ağır ve şeffaf

Damlalarıyla yarığın gözü.

Ferahlar mı keşkeli pişmanlıklarımın ufuneti

Kim bilir, bilebilir? 

Batmaya yüz tutan güneşin son haresi kadar turuncu.

Ve, tel  direksiyonunda bir süt yetme.

Öğütebilir mi  acıyı süt dişlerinde.

Kim bilir, bilebilir?

Kayıpların ve olmayacak oluşların doldurulamaz boşluğunu.

Ve öteki diğerinin ağartabilir mi tenyerini.

Kızamık ateşinde yanan elleri tutarken geceleri

Kim bilir, bilebilir?

On, yirmi, otuz, kırk, elli ve diğer yaş(lı) kaldırım taşları

Ki hepsi eski usul olmalı, arnavut kaldırımı.

Zırhı bir çocuk kalbiyle örülü yetişkin bir Donkişot.

Değilsindir aslında ve ne aşk ne de yel değirmenleri,

Çıkmazken yoluna,  hayal edersin avuçlarında yanan bir dünyayı.

Çalıntı dizelerden devşirme duyguların ağartığı,

Tekinsiz yollarda ıslıksız yürüken hızlı hızlı.

Tutku neydi, korku neydi .

Çözümlenir miydi, erirken aynı potada

Ve oysa hayat büyük büyük sorulardı.

Kim bilir, bilebilir

Bilemez(sin)

Ne düşünüp ne istediğini.

Zira doğa(n)ydı aslında affetmeyen boşluğu.

 

                                                                Zuhal Yalçın

                                                                          19.09.2020

                                                                                        Kalkan